İşte Avrupa fatihi Galatasaray bu. Sarı-kırmızılılar, İtalyan devi Juventus’u 5-2 mağlup etti ama skor, yaşananların ancak küçük bir özetiydi. Bu bir geri dönüş değil, bir itirazdı. “Ben buradayım” demenin, pes etmemenin, kaybolup yeniden bulunmanın maçıydı bu. Juventus hesap yaptı, planladı, yazdı; Galatasaray ise onu sildi, bozdu, yeniden yazdı. Bu zafer taktikten çok karakterle geldi. Bir an geriye düştü, bir an sendeledi ama kopmadı. Çünkü bu stadyumda futbol bazen ayakla değil, hafızayla oynanır. Sarı-kırmızı forma bu gece sadece bir forma değildi; geçmişin, inancın ve inadın rengiydi.
Barış Alper sahada durdurulamadı. Sağ kanadı bir otoyola çevirdi. Lang, ne kadar isabetli bir transfer olduğunu iki golle ilan etti. Müthişti. Osimhen sadece hücumda değil, savunmada da vardı. Çok çalıştı, gollerde rolü vardı. Tek tek saymaya gerek yoktu. Sahada 11 sarı-kırmızılı forma, tek bir yürek gibi oynadı. Bu maç, bireylerin değil, takımın zaferiydi.
Maç öyle başladı ki iki takım da golü bir an önce bulmak için nefes nefeseydi. Galatasaray özellikle Barış’ın bulunduğu sağ kanadı bir koridor gibi kullanıyor, Juventus savunmasında bir çatlak arıyordu. İtalyanlar Kenan ve Conceição’yla karşılık verdi, oyunu dengelemeye çalıştı. Dakikalar ilerledikçe anlaşıldı ki bu maç, bir üstünlük mücadelesi kadar bir direnç sınavıydı. Galatasaray önce Yunus’la yokladı, olmadı. Ardından Osimhen denedi, yine olmadı. Ama sarı-kırmızılıların sabrı 15. dakikaya kadardı. O gol atılacaktı. Ve Gabriel Sara affetmedi. Tribünler yıkıldı, RAMS Park ayağa kalktı.
Ne var ki sevinç naraları daha dinmeden, bir dakika sonra Koopmeiners skoru eşitledi. İki dakika, iki gol… Ve herkes anladı ki bu maç, düşünüldüğünden çok daha çetin geçecekti. İtalyanlar sabırlıdır, fırsatçıdır; oyunu aceleye getirmez, hatayı bekler. Açığı bulduklarında gözünün yaşına bakmazlar. Nitekim 32. dakikada Koopmeiners bir kez daha sahneye çıktı. Ne bağırdı ne çağırdı; topla buluştu, vurdu ve yazdı. Skor değişti, ama maç bitmemişti.
Galatasaray için artık mesele sadece oyunda kalmak değil; dağılmamaktı, bu maçı elinden kaçırmamaktı. Ve kaçırmadı… Hem de dimdik ayakta kalarak. İkinci yarıya canavar gibi çıktı sahaya ve hemen başında, henüz tribünler yerlerine oturmamışken Lang çıktı sahneye, skoru eşitledi. Bu gol sadece bir beraberlik golü değildi; “bu maç bitmedi” diyen bir itirazdı. RAMS Park bir kez daha ayağa kalktı. Çünkü bu takım hâlâ buradaydı.
Ve burada olduğunu Davinson Sanchez’in golüyle haykırdı. O an top ağlara giderken sadece skor değişmedi; maçın hikâyesi de yön değiştirdi. Yenilgiden galibiyete yürüyen bir takımın ilanıydı bu: 3-2. Sonrası artık Galatasaray’ın gecesiydi. 10 kişi kalan Juventus direnmeye çalıştı ama kaderi çoktan yazılmıştı. Lang bir kez daha vurdu; kendisinin ikinci, takımının dördüncü golünü attı. İtalyan devi paramparçaydı. Ve son sözü Sacha Boey söyledi: 5-2. 90 dakika sonunda İtalya’nın hesap kitap futbolu, İstanbul’un karmaşasında kayboldu. Galatasaray bu maçı sadece kazanmadı; oynadı, inandı, tarih yazdı. Şampiyonlar Ligi play-off’u bazen bir eşleşme değil, bir karakter testidir. Bu gece o testten geçen Galatasaray’dı. Hesap kesimini ise rövanşa bıraktı. Tebrikler Galatasaray. Yüreklerinizden öpüldünüz.
Hızlı, reklamsız ve yapay zeka özetli haberler için mobil uygulamamızı indirin
Hızlı, reklamsız ve yapay zeka özetli haberler için mobil uygulamamızı indirin