
Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Soyalp Tamçelik, ABD-İsrail ve İran arasındaki savaş sonrası Doğu Akdeniz'de artan askeri hareketliliğin ne anlama geldiğini AA Analiz için kaleme aldı.
***ABD ile İsrail'in İran'a karşı başlattığı askeri saldırılar, kısa sürede Orta Doğu'nun ötesine geçerek Doğu Akdeniz'de de yeni bir güvensizlik dalgası oluşturdu. Bu savaşın önemli bölgesel etkilerinden biri, Avrupa ülkelerinin Doğu Akdeniz'de askeri varlığını artırıp deniz-hava unsurlarını konuşlandırmaları oldu. Tüm bu gelişmeler, bölgede yeni bir askeri yığınağın oluşmasına neden oldu. Bölgede yaşanan bu gelişmeleri Batılı güçlerin Doğu Akdeniz'deki stratejik konumunu güçlendirme ve güvenlik stratejilerini yeniden şekillendirme isteğinin bir sonucu olarak okumak mümkün.
Tehdidin Doğu Akdeniz'e sıçraması
ABD ve İsrail'in saldırıları sonrası İran'ın verdiği sert karşılık, bölgesel yayılma gösteriyor. Bu durumun Doğu Akdeniz'e sıçramasının ilk işaretlerinden biri, Ada'daki İngiliz hava üslerine yapılan dron saldırısıyla oldu. Bu saldırının ardından Avrupa ülkeleri, hızla askeri önlemler aldı. Örneğin, İngiltere füze savunma kabiliyetine sahip bir destroyerini ve Eurofighter Typhoon uçaklarına ilave olarak F-35 Lightning II savaş uçaklarını bölgeye gönderirken yeni savaş uçaklarını da Ada'da konuşlandırdı. Fransa ise Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un talimatıyla nükleer uçak gemisi Charles de Gaulle'ü Doğu Akdeniz'e yönlendirdi. Böylece hava savunma unsurlarıyla birlikte Fransa'nın bölgedeki askeri kapasitesi önemli ölçüde arttı. Paris yönetimi, bu hamlenin temel amacının müttefiklerin korunması ve ticari deniz yollarının güvenliğinin sağlanması olduğunu açıkladı.
Benzer şekilde Yunanistan da Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'ne (GKRY) 4 adet F-16 Fighting Falcon savaş uçağı ile iki firkateyn gönderdi. Hollanda da donanma göndermek için girişimde bulundu.
Anlaşıldığı kadarıyla tarafların Doğu Akdeniz'de askeri konuşlanma stratejisi, 3 ana eksene dayanmaktadır. Buna göre Kuzey Eksen, Türkiye kıyıları, KKTC ve Doğu Akdeniz'de Türk donanmasının devriye gezdiği alanları; Orta Eksen, Kıbrıs Adası, İngiliz üsleri (Akrotiri ve Dikelya) ve Avrupa hava ve deniz unsurlarının bulunduğu alanları; Güney Eksen, İsrail kıyıları, Levant havzası ve ABD ile müttefik donanma unsurlarının konuşlandığı alanları kapsamaktadır. Bu stratejiyle birlikte Kıbrıs Adası, "jeostratejik düğüm noktası" haline gelmiştir.
AB üyelerinin eylemsel 4 temel stratejisi
ABD-İsrail saldırıları ve İran'ın misillemelerinin etkisiyle Avrupa'nın Doğu Akdeniz'deki askeri görünürlüğünün artmasının 4 temel nedeni vardır.
Birincisi, enerji ve ticaret hatlarının güvenliğidir. İran'ın Hürmüz Boğazı ve bölgesel deniz yollarını hedef alabileceğine yönelik hamleleri Avrupa ekonomisini doğrudan etkileyebilecek riskler taşımaktadır. Bu nedenle Avrupa ülkeleri, Doğu Akdeniz'i enerji tedarik zincirlerinin güvenliği için ileri savunma hattı olarak görmektedir.
İkincisi, müttefiklerin korunmasıdır. GKRY'nin AB üyesi olması, Avrupa ülkelerinin Ada'ya yönelik olası saldırıları Avrupa güvenliğine yönelik bir tehdit olarak değerlendirmesine neden olmaktadır. Bu yüzden Avrupa ülkeleri, Kıbrıs Adası çevresinde askeri varlığını artırarak caydırıcılığını geliştirmek ve AB'nin ortak savunma mekanizmasını harekete geçirmek istemektedir.
Üçüncüsü, İsrail'in dolaylı güvenliğidir. Avrupa devletleri, İsrail'i doğrudan savunma amacı güttüklerini belirtmemekle birlikte Doğu Akdeniz'de konuşlandırılan deniz ve hava unsurlarının İsrail'e yönelik füze ve dron saldırılarını erken aşamada tespit ve engelleme kapasitesi oluşturduğu açıktır. Dolayısıyla Avrupa'nın askeri varlığı, İsrail için dolaylı bir güvenlik şemsiyesi oluşturmaktadır.
Dördüncüsü ise Avrupa ülkelerinin askeri hamleleri, NATO içindeki stratejik uyumu karmaşık hale getirmektedir. Bir yandan ABD ile koordinasyon sürerken diğer yandan Avrupa devletleri, krizin doğrudan tarafı olmaktan kaçınmaktadır. Bu nedenle Avrupa'nın askeri faaliyetleri genellikle "savunma amaçlı" olmaktadır. Böylece ABD'nin Orta Doğu'daki askeri operasyonlarına paralel olarak Avrupa ülkeleri, NATO içinde kriz yönetimi rolünü de üstlenmek istemektedir.
Avrupa'nın ileri savunma platformu: Kıbrıs
Doğu Akdeniz'deki artan askeri yığınak, doğal olarak bölgesel güç dengelerini de etkilemektedir. Zira Doğu Akdeniz'deki askeri hareketliliğin önemli bir kısmı GKRY üzerinden şekillenmektedir. GKRY'nin, Avrupa güçleri için lojistik ve askeri merkez haline gelmesi, Ada'nın stratejik önemini artırmaktadır. Ada ve Doğu Akdeniz, Avrupa ülkeleri için lojistik ve askeri ileri operasyon merkezi konumuna gelmiştir. Bu durum, Doğu Akdeniz'deki güç dengelerinde yeni bir jeopolitik eksenin oluştuğunu göstermektedir. Kıbrıs Adası, artık yalnızca bir enerji veya diplomasi sahası değil aynı zamanda kriz dönemlerinde Avrupa'nın ileri savunma platformu olarak da değerlendirilmektedir.
Doğu Akdeniz'deki askeri hareketliliğin önemli bir nedeni de Avrupa için Süveyş-Doğu Akdeniz ticaret hattını, İsrail-Avrupa enerji projelerini ve Doğu Akdeniz LNG sevkiyat rotalarını koruma ihtiyacıdır. Bu hatlar, Avrupa için kritik öneme sahiptir. Dolayısıyla bölgedeki askeri konuşlanmalar, yalnızca savaşın etkisi değil aynı zamanda enerji güvenliği stratejisinin bir parçası olarak da görülmektedir. Tüm bunlar, krizin daha da büyüyerek bölgesel çatışmaya dönme riskini artırmaktadır.
Türkiye ve KKTC'nin alabileceği önleyici tedbirler
Mevcut gelişmeler, Türkiye ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) açısından önemli güvenlik riskleri taşımaktadır. Bu bağlamda Türkiye ve KKTC'nin alabileceği önleyici tedbirler büyük önem taşımaktadır. Öncelikle Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki deniz ve hava gözetleme kapasitesini artırması ve erken uyarı ile savunma sistemlerini güçlendirmesi gerekmektedir. Ayrıca Anadolu'nun güney sahilleri ile KKTC'nin kuzey sahilleri arasında güvenlik entegrasyonu sağlanmalı, KKTC'de hava savunma sistemleri güçlendirilmelidir. Bu kapsamda F-16 savaş uçakları Ada'ya konuşlandırılmıştır.
İkinci olarak Ankara'nın diplomatik kanalları kullanarak NATO içinde koordinasyonu artırması ve bölgesel gerilimin Türkiye ile KKTC'nin güvenliğine zarar vermemesi için denge politikası izlemesi önemlidir. Üçüncü olarak Türkiye ile KKTC arasındaki askeri ve güvenlik işbirliğinin güçlendirilmesi gerekmektedir. Özellikle hava savunması ve deniz güvenliği alanlarında yeni düzenlemelerin ivedilikle hayata geçirilmesi önem taşımaktadır.
Sonuç olarak, ABD-İsrail'in saldırıları ve İran'ın misillemeleri, Doğu Akdeniz'i yalnızca dolaylı değil doğrudan etkileyen güvenlik krizine dönüşmüştür. Avrupa ülkelerinin Doğu Akdeniz'de askeri hamleler yapması ve varlığını artırması, NATO'nun güneydoğu kanadında ABD'den bağımsız güvenlik rolü üstlenmek istemesinden kaynaklanmaktadır. Avrupa ülkelerinin askeri varlığını artırması, kısa vadede caydırıcılığı sağlasa da uzun vadede bölgedeki jeopolitik rekabeti derinleştireceği muhakkaktır. Bu nedenle Doğu Akdeniz, önümüzdeki dönemde enerji rekabetinin yanı sıra büyük güçlerin güvenlik stratejilerinin de kesiştiği kriz alanı olma eğilimindedir.
Hızlı, reklamsız ve yapay zeka özetli haberler için mobil uygulamamızı indirin
Hızlı, reklamsız ve yapay zeka özetli haberler için mobil uygulamamızı indirin